telefon0242 311 44 33

Psikolojide Affetmenin Önemi

Hayatın içinde her insan zaman zaman kırılır, incinir, hayal kırıklığı yaşar ve bazen de haksızlığa uğrayabilir. Bu gibi durumların ardından öfke, kırgınlık ve incinmişlik duyguları yoğun hissedilir. Bu duygular uzun süre taşındığında, bireyin bugünkü yaşam kalitesi ciddi düzeyde etkilenir. Bazen kendine acımasızca ve sertçe davranmasına yol açabilir. Affetmek ise, bireyin ruhsal sağlığı üzerinde derin etkileri olan güçlü bir eylemdir. Psikolojik açıdan kendine zarar veren bir durum ya da kişiyle ilgili taşıdığı öfke, kırgınlık ve incinmişlik duygularını zamanla dönüştürerek duygusal olarak özgürleşebilmesidir. Yaşanan olayı unutmak ya da yapılan davranışı onaylamak değildir. Affetmek, yaşanan acının üzerinizde kurduğu yükü en aza indirebilmek, içsel huzuru bulmak ve duygusal özgürlüğünüzü yeniden kazanmaktır.

Affetmek önemlidir çünkü;

Sürekli öfke ve kırgınlık içinde olmak stresi tetikler.

Zihinsel yük hafifletilerek psikolojik iyilik hali desteklenebilir.

Kaygı, öfke ve ruminasyon döngüsünü azaltmaya yardımcı olur.

Sağlıklı ilişkiler kurabilmeyi sağlar.

İlişkilerde sınır koymayı kolaylaştırır.

Bireyin geçmişe takılı kalması yerine bugününe ve geleceğine odaklanmasını destekler.

Affetmek Zorunda Mıyım?

Hayır, affetmek zorunda değilsiniz. Affetmek tamamen kişisel bir süreçtir. Kimse bu konuda zorlanamaz. Özellikte travmatik yaşantılar, derin bir incinme ve haksızlık durumunda kişinin kendini affetmeye zorlaması tam tersine duygularını bastırmasına neden olabilir. Öncelik, yaşanan durumu kabul etmek, duyguları anlamak ve kendini güvende hissetmektir. Affetmek bir zorunluluk değil, bireyin kendi vereceği kişisel bir karardır.

Psikolojide affetmek, yapılan davranışları haklı görmek ya da yeniden güvenmek anlamına gelmez. Affetmek, yaşanan olayların üzerinizdeki etkilerini azaltmayı ve öfkenin hayatınıza yön vermesini engellemeyi seçmektir. Bazen birey, yaşadığı bu haksızlığı zihninde tekrar tekrar yaşayabilir. “Bu neden benim başıma geldi?” “Bunun bedelini kesinlikle ödemeli.” gibi düşünceler kişinin geçmişte yaşanan bu olayla bağını sürdürmesine neden olur. Bu durum, aslında ruminatif düşüncelerin artmasına ve kişinin öfke ile kırgınlık döngüsünde kalmasına yol açar. Aslında affedicilikte amaç, duygusal yükü hafifletmektir. Öfke ve nefret duygusunun geliştirdiği zihinsel ağırlığı yok etmektir. Affedicilik bilinçli bir seçimdir. Kendiliğinden değil, bireyin iradesiyle gelişir. Bireyin kendi içsel sürecinde iyileşmedir.

Affetme süreci ise, bir anda gerçekleşen bir durum değildir. Çoğu zaman kişinin içinde ilerleyen zor ve duygusal bir süreçtir. Bireyin hissettiği kırgınlık, öfke ve incinmişliği fark etmesiyle başlar. Yaşanan bu olumsuz deneyimi anlamlandırmasıyla ve geçmişle olan bağını yeniden şekillendirmesiyle devam eder.

1.Yaşananları kabul edebilmek : Affetmenin ilk adımı gerçekliği ve olanları değiştiremeyeceğinizi kabul edebilmektir. “Bu olay yaşandı ve beni çok kırdı.” diyebilmek duygusal iyileşmenin başlangıcıdır. Bazen yaşananları kabullenmek yerine sürekli “ Neden benim başıma geldi? Keşke böyle olmasaydı.” gibi düşüncelere takılabilir. Bu düşünceler ne kadar insani ve anlaşılır olsa bile yaşanan acının içinde kalmasına neden olur. Kabul etmek, geçmişi değiştiremeyeceğinizi ancak bugünü nasıl şekillendirebileceğinizin farkına varmaktır. Yaşananları kabullenmek olanları ve acınızı ortadan kaldırmaz. Ancak acıyla savaşmak yerine onu anlamlandırmaya ve birlikte yaşamayı öğrenmeye yardımcı olacaktır.

2.Duygulara alan tanımak : Yaşanan bir olayın ardından öfke, üzüntü, incinmişlik ve hayal kırıklığı gibi duyguların gelişmesi doğaldır. Affetme sürecinde ise, bu duyguları bastırmak yerine onlara alan tanımak önemlidir. Duygulara alan tanımak, hissedilen duygu için kişinin “Böyle hissetmememin bir nedeni var” diyebilmesidir. Çünkü bastırılan ve ifade edilemeyen duygular zamanla farklı şekillerde kendini göstermeye başlar. “Neden hala öfkeliyim? “ “Beni asıl inciten neydi?” “Bu yaşadıklarım bende nasıl bir iz bıraktı?” gibi sorular sormak, duygularınızı anlamlandırmaya yardımcı olur. Ancak duygulara alan tanımak, bu duyguların sizi yönetmesi demek değildir. Amaç, duyguyu bastırmadan fark edebilmek, anlamaya çalışmak ve zaman içinde sağlıklı bir şekilde baş edebilmeyi öğrenmektir.

3. Yaşananları anlamlandırmak : Affetme sürecindeki önemli adımlardan biridir. Yaşanan olayın kişi için ne ifade ettiği ve nasıl bir iz bıraktığını anlamlandırmaktır. “ Neden bunu yaşadım?” “Bu olay bana ne söylüyor?” “Bundan sonra insanlara tekrar güvenebilir miyim?” gibi düşünceler, yaşanan olayın zihinde nasıl bir yer edindiğini gösterir. Bu noktada bazen yaşanan olaydan çok, ona nasıl bir anlam yüklediğimiz bizleri uzun bir süre etkileyebilir. O yüzden yaşananları anlamlandırmak “Bu deneyim bana ne hissettirdi?” “Benden ne götürdü?” “Kendim ve ilişkilerimle ilgili neler öğrendim?” gibi soruları sorabilmektir. Burada amaç, yaşanan olayın hayatımızdaki yerini yeniden değerlendirebilmektir ve o durumun bizi tanımlamasına izin vermemektir. Zamanla birey, yaşanan olayın kendisine sadece zarar veren bir deneyim olmadığını aynı zamanda kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını ve güçlü yönlerini fark edebilmesini sağlayan bir hayat deneyimi olduğunu görür.

4.Öfke ve kırgınlığı bırakmaya başlamak :Yaşanan olayın ardından biriken öfke ve kırgınlığı zaman içinde bırakılmaya başlanmasıdır. Bu yaşananları unutmak ya da haksızlığı yok saymak anlamına gelmez. Aksine, bireyin gerçekliği kabul ederek, öfke ve kırgınlığın kendi hayatındaki etkilerini azaltmayı seçmesidir. Bazen birey farkında olmadan yapılan haksızlığı tekrar tekrar düşünerek geçmişte yaşanan olayla bağını sürdürebilir. “Bunu bana nasıl yaptı?” “Bunun hesabını verecek” gibi düşünceler içine girebilir. Bunlar öfkenin halen daha canlı kalmasına neden olur. Aslında öfkeyi bırakmak, yaşananların bugün üzerinizde kurduğu gücü azaltmaktır. Yaşananların değişmeyeceğini ancak bundan sonra hayatını nasıl devam ettireceğine karar verebileceğini fark etmektir.

5.Sınırlarını yeniden belirlemek :Affetme sürecinin önemli bir parçası olan sınırları yeniden belirleme adımı, aslında kişinin kendisini koruyabilmesi için gereklidir. Yaşanan bir incinme, hayal kırıklığında ilişkilerdeki ihtiyaçlar ve sınırlar yeniden değerlendirilir. “Neye izin veriyorum?” “Benim için kabul edilemez olan şey nedir?” gibi sorular, kişinin kendi sınırlarını fark etmesini sağlar. Sınır koymak, karşı tarafı cezalandırmak değil; bireyin kendi psikolojik iyilik halini korumasıdır. Bazen iletişimi devam ettirerek ama belirli konularda mesafeli ilerlemek gerekebilir. Bazen ise, ilişkiyi bitirmek veya görüşmemek en sağlıklı tercihlerdendir.

6. Kendini özgür bırakabilmek :Bireyin geçmişte yaşadığı olayın duygusal yükünden özgürleşmeye başlamasıdır. Kendini özgür bırakabilmek, yaşananları unutmak ya da hiç yaşanmamış gibi davranmak değildir. Yaşananların hayatınızın bir parçası olduğunu, artık bugünü ve geleceği belirlemesine izin vermemektir. “Bunu yaşadım ama artık bununla yaşamak zorunda değilim.” diyebilmektir.

Geçmişte yaşadıklarınızı değiştiremezsiniz. Ancak o yaşantının bundan sonraki yaşamınızı ne kadar etkileyebileceğine karar verebilirsiniz.

Psikolog Funda Buharalı, Antalya Psikoterapi, Psikolog Antalya, Psikoterapist Antalya.