Duygular Bastırıldığında Vücutta Neler Olur
Duygular aşırı ve uzun süre bastırıldığında vücutta ortaya çıkan değişimler.
Duygular uzun bir süre ifade edilemediğinde, inkar edildiğinde ya da sürekli kontrol altında tutulmaya çalışıldığında duygusal uyarılma devam eder ve beden bu sürece eşlik eder. Bir duygu ortaya çıktığı zaman otonom sinir sistemi, hormonlar, kaslar, solunum, kalp atışı ve sindirim sistemi de dahil olmak üzere bir dizi fizyolojik değişikliği devreye sokabilir. Örneğin, kişi öfkelendiğinde kalp atışları hızlanır. Kaslar gerilir. Korktuğunda ise, nefesi hızlanır ve mide-bağırsak sistemi etkilenebilir. Üzüldüğündeyse enerji ve hareketlilik düşer.
Neden Duyguları Bastırma İhtiyacı Duyulur?
Aslında duyguları bastırma ihtiyacı, o duyguyu yaşamak istemediğiniz için değil, o duygunun sizde yaratacağı sonuçtan korktuğunuz için ortaya çıkar. Çocukluktan itibaren öğrenilmiş bazı davranışlar sonucunda duyguları bastırma eğilimi gösterilir. İnsanın, her duygusunu ve dürtüsünü olduğu gibi dışa vurması sağlıklı değildir. Toplum içinde uygun olmayan bir davranıştan kendimizi alıkoyabilmek için duygularımızı ve dürtülerimizi belirli ölçüde düzenlememiz gerekir. Bu süreç, toplumsal yaşamın ve sosyalleşmenin doğal bir parçasıdır. Örneğin, çocuk büyürken şunu öğrenir. “Her istediğimi her an yapamam.” Yani burada çocuk, sıkıldığında dersi terk edemez. Kızdığında arkadaşına vuramaz. Böylece zamanla dürtülerini ertelemeyi, duygularını düzenlemeyi ve sosyal kurallara göre davranmayı öğrenir. Dolayısıyla bir miktar engellenme olması sağlıklı gelişimin bir parçasıdır. Aşırı bastırma ise farklıdır. Kişinin sadece davranışını kontrol etmesi değil, duygunun kendisini de kabul edilemez görmeye başlamasıdır. Örneğin; sağlıklı olan duygu düzenlemede; “ Ona çok kızdım. Şu anda onunla konuşursam onu incitebilirim. Biraz sakin kalıp sonra konuşmayı deneyeceğim.” Aşırı bastırmada ise; “Ona kızamam. Ben zaten hiç öfkelenmem. Beni rahatsız etmesine rağmen sorun yok.” gibi düşünce gelişir. Burada davranış kontrol ediliyor, duygu ise inkar ediliyor.
Küçük yaşlardan itibaren “Ağlama, erkekler ağlamaz.” “Güçlü olmalısın.” “Ayıp” gibi mesajlar çocuklukta sık sık tekrarlanırsa bireyin duygularını nasıl değerlendirdiğini ve ifade ettiğini etkileyebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bu mesajların ; “duyguyu yaşamamak” ile “duyguyu düzenlemek” arasındaki farkı öğretmemesidir. Bir erkek çocuk üzülüp ağladığında çevresinden sürekli olarak “erkekler ağlamaz.” mesajı alıyorsa zamanla çocuk üzüntü ve ağlamanın “zayıflık “ mesajı verdiğine inanır. Ve duygusunu gizlemeyi öğrenir. Psikolojik olarak sağlıklı olanı ise; “ Ağlamak bir duyguyu ifade biçimidir. Her insan üzülür, korkar ve kırılır. Duygularımızı yaşayabiliriz; davranışlarımızı ise düzenlemeyi öğreniriz.” şeklindedir.
Bireyin öfkesini ya da üzüntüsünü belli ederse “zayıf” görüneceğini düşünmesi reddedilme ve terk edilme korkusuyla ilişkilidir. “Böyle hissettiğimi belli edersem, beni sevmez.” düşüncesi duygunun bastırılmasına neden olur. Bazen birey, huzurun bozulmaması ve çatışmadan kaçınmak için hissettiği duygudan vazgeçerek ilişkiyi korumaya çalışır. Örneğin, “Şimdi bunu söylersem kavga çıkar.” gibi düşünceler nedeniyle susmayı tercih eder. Kontrolünü kaybetme korkusu uğruna duygularını bastırmayı seçer. Örneğin, “Öfkemi belli edersem, kendimi tutamam.” gibi düşüncelerle duygunun ortaya çıkmasına izin vermez. Yoğun kaygı yaşayan bir birey ise, duygularının tehlikeli olduğuna inanabilir. “Bu duyguyu hissetmemeliyim.” gibi düşüncelerle duyguyu hissetmek ile davranmak arasındaki ayrımı yapamaz. Bu şu demektir; öfkelenmek başka bir durumdur, birine zarar vermek ise başkadır. Bazen, insanlar karşı tarafa güçlü görünebilmek için duygularını bastırır. Güçlü olmayı “hiç üzülmemek, hiç korkmamak ya da hiçbir şeye ihtiyaç duymamak” şeklinde benimseyebilir. Oysa hissettiğiniz duyguyu kabul edebilmek bir zayıflık değil aksine kendi iç dünyanızın farkında olmaktır.
Duyguları bastırmanın vücuda olan etkileri ise şöyledir :
1.Kas sistemi : Bastırılmış stres ve duygusal gerilim kasları “hazır” hale getirir. En sık boyunda ve omuzlarda, sırt ağrısı, çene sıkma, diş gıcırdatma, bel bölgesinde gerilme, elleri yumruk yapma, huzursuzluk ve sürekli hareket etme görülebilir. Örneğin, kişi iş yerinde öfkelenmesine rağmen bunu ifade edemiyordur. Gün içinde “herhangi bir sorun yokmuş” gibi davranmaya çalışır. Ama farkında olmadan çene sıkma ve omuzlarda kasılma gibi bedensel belirtiler gözlenebilir.
2. Sinir sistemi : Yoğun duygusal stres, sempatik sinir sisteminin daha fazla devreye girmesine neden olur ve “tehlike varmış” gibi çalışabilir. Bu sistem “savaş-kaç” tepkisiyle ilişkilidir. Bunun sonucunda kalp atışları hızlanır. Nefes alışverişinde değişim gözlenebilir. Ellerde terleme, kaslarda gerginlik görülebilir.
3.Kalp ve kardiyovasküler sistem : Sık sık strese maruz kalmak kalp atışlarını ve kan basıncını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle kronik stres kalp sağlığı açısından risk oluşturur. Kalp atışlarının hızlanması, kan basıncının yükselmesi, kalp çarpıntısı ve göğüste sıkışma gibi belirtiler uzun süreli strese maruz kalmanın sonucunda gelişir.
4. Bağırsaklar : Duyguların bastırılması ve uzun süreli stres bağırsakları belirgin bir şekilde etkileyebilir. Bunun temelinde beyin- bağırsak arasındaki güçlü iletişim vardır. Bağırsaklar kendi sinir ağına sahiptir ve beyinle sürekli iletişim halindedir. Stres veya yoğun duygusal uyarılma sırasında otonom sinir sistemi bağırsakların çalışma düzenini etkileyebilir. Örneğin, kişi yaşadıklarını içine atıyorsa, kaygı düzeyi yüksekse, üzüntüsünü ifade edemiyorsa, yaşadığı sorunları zihinde tekrar tekrar düşünüyorsa bağırsak sistemi bu durumdan etkilenebilir. Stres bağırsak hareketlerini hızlandırabilir ya da tam tersi yavaşlatabilir. Gaz ve şişkinlik artabilir. Duygusal stres karın ağrısına neden olabilir. Dolayısıyla; stres- bağırsak hareketleri- mikrobiyata- beyin arasında karşılıklı bir etkileşim vardır.
5. Bağışıklık sistemi : Uzun süreli strese maruz kalmak ve duygusal yük bağışıklık sisteminin çalışma biçimini etkileyebilir. Duygusal stres, sinir sistemi ve bağışıklık bir döngü halindedir. Duygusal stres yaşandığında beyin, bedeni koruyabilmek için stres yanıtını devreye sokar. Bu süreçte HPA ekseni olarak adlandırılan sistem çalışır. Stres beyin üzerinden HPA eksenini aktive eder. HPA ekseninin aktivasyonu sonucunda kortizol salgılanır ve kortizol, bağışıklık sisteminin işleyişini etkiler. Kortizol, vücudun stresle baş etmesine yardımcı bir hormondur. Aynı zamanda bağışıklık sisteminin ne kadar aktif olacağını düzenler. Kısa süreli bir stres yaşandığında bu sistem oldukça yararlıdır. Beden geçici bir şekilde alarma geçer ve stres geçtiğinde sistem sakinleşir. Ancak birey, uzun süreli yoğun strese maruz kalırsa, stres sistemi tekrar tekrar çalışır ve bu durum bağışıklık sisteminin çalışma biçimini etkileyebilir. Buradaki en önemli nokta, stres bağışıklık düzeyini tamamen düşürür demek değildir. Daha doğrusu, uzun süreli strese maruz kalmanın bağışıklık sistemini etkileyebileceğidir. Bunun yanı sıra; uyku düzenindeki değişiklik, yetersiz beslenme ve sürekli stres gibi etkenlerin de bu süreçte birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Bastırılan Duyguları Güvenli Bir Şekilde Açığa Çıkarabilmek İçin Öneriler:
Buradaki amaç, biriken duyguları bir anda dışarı atmak değil, kişinin duygusunu fark etmesi, tolere etmesi ve uygun bir şekilde ifade edebilmesidir.
1.Önce duygunuzu fark edin :Kendinize “Şu anda ne hissediyorum?” “Bedenimde bu duyguyu nerede hissediyorum?” “Bu duygumu tetikleyen ne oldu?” gibi sorular sorun. Duygunuzu hemen değiştirmeye çalışmadan önce adını koymayı deneyin.
2.Duygunuzu yargılamayın : “Böyle hissetmemeliyim.” demek yerine “Şu anda öfkeliyim.” “Kırgınım.” demeyi deneyin. Bir duyguyu hissetmek, o duygunun gerektirdiği gibi davranma zorunluluğu getirmez.
3. Yazıya dökün : Söylemekte zorlandığınız konuları önce yazmayı deneyin. Buradaki amaç, kendinize karşı dürüst davranabilmektir.
4.Bedensel sinyallere kulak verin : Duygularınız bedende hissedilir. “Çenem sıkılı mı?” “Omuzlarım gergin mi?” diye kontrol edin. Kişi öfkeliyim diyemez ama bedenindeki gerginliği fark eder.
5. “Ben dili” ifadesini kullanmayı deneyin : Duygularınızı ifade ederken karşı tarafı suçlayıcı ifadeler yerine kendi deneyimlerinizi anlatmayı deneyin. Örneğin; “Sen beni hiç anlamıyorsun…” gibi cümleler yerine “ Bu olduğunda kendimi anlaşılmamış ve kırılmış hissediyorum.” gibi.
6. Duyguyu hareket yoluyla düzenlemeyi deneyin : Yürüyüş, nefes egzersizleri, yoga ya da başka bir fiziksel aktivite ile yoğun stres sırasında gelişen bedensel uyarılmayı azaltabilirsiniz. Buradaki amaç, bedeninizi güvenli bir şekilde sakinleştirebilmektir.
7.Sınırlarınızı ifade edebilmeyi öğrenin : Bazen bastırdığınız bir duygu, aslında karşılanmamış bir ihtiyaca işaret eder. Örneğin, Yorgunluk- “Dinlenmeye ihtiyacım var.” gibi. Duygunun işaret ettiği ihtiyacı fark etmek önemlidir.
8. Psikolojik destek alın :Duygularınızı uzun süre bastırdığınızı, ifade etmekte güçlük yaşadığınızı ya da duygusal yükün işlevselliğinizi etkilediğini fark ediyorsanız bir uzmandan psikolojik destek almak süreci daha güvenli ve sağlıklı bir şekilde yönetebilmenize yardımcı olur. Terapi sürecinde duygularınızı fark etmeyi, anlamlandırmayı, kabul edebilmeyi ve ihtiyaçlarınızı sağlıklı bir şekilde ifade edebilmeyi öğrenirsiniz. Psikoterapinin amacı, duygularınızı ortadan kaldırmak değil, onunla sağlıklı bir ilişki kurabilmektir.
Psikolog Funda Buharalı, Psikoterapi Antalya, Antalya Psikoterapist, Psikiyatri Antalya.
